
Bazı yorgunluklar açıklanabilir. Uzun bir günün ardından hissedilen fiziksel bitkinlik gibi. Ancak bazen kişi gün içinde belirgin bir çaba harcamamış olmasına rağmen yoğun bir yorgunluk hisseder. Bu yorgunluk daha çok içsel bir ağırlık gibidir; bedenden çok zihinde ve duygularda hissedilir.
Bu tür bir yorgunluk genellikle “yapılan” şeylerle değil, “taşınan” şeylerle ilgilidir. Günlük yaşam içinde kişi yalnızca işlerini değil, aynı zamanda duygularını, düşüncelerini ve ilişkilerde yaşadıklarını da taşır. Fark edilmeden biriken bu yük, zamanla bir yorgunluk hissi olarak ortaya çıkabilir.
Özellikle duyguların ifade edilmediği, ertelendiği ya da geri planda tutulduğu durumlarda bu yük daha belirgin hale gelir. Kırgınlıklar, bastırılan öfke, dile getirilmeyen ihtiyaçlar ya da sürekli uyum sağlama çabası, kısa vadede sorun yaratmıyor gibi görünse de uzun vadede kişinin içsel enerjisini tüketir.
Buna eşlik eden bir diğer unsur da kişinin kendisiyle kurduğu ilişkidir. Kendi sınırlarını zorlamaya devam etmek, dinlenmeye alan açmamak, sürekli “devam etmesi gerektiğini” düşünmek ya da yeterince iyi olmadığını hissetmek, bu yorgunluğu derinleştirebilir. Bu noktada yorgunluk yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda bir uyarı haline gelir.
Zamanla bu durum; isteksizlik, erteleme, dikkat dağınıklığı ya da keyif alamama gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Kişi çoğu zaman bunu “tembellik” ya da “motivasyon eksikliği” olarak tanımlar. Oysa burada söz konusu olan şey çoğu zaman bir isteksizlik değil, tükenmeye yaklaşmış bir içsel dengedir.
Bu nedenle bu tür bir yorgunluğu yalnızca dinlenerek geçmesi gereken bir durum olarak ele almak yeterli olmayabilir. Bazen bu yorgunluk, kişinin kendi ihtiyaçlarıyla temasının zayıfladığını, duygularının biriktiğini ya da kendisini uzun süredir zorladığını gösterir.
Bu noktada önemli olan, yorgunluğu ortadan kaldırmaya çalışmak kadar onu anlamaya da alan açabilmektir. Kişinin kendi sınırlarını fark etmesi, ihtiyaçlarını daha net görebilmesi ve kendisine yönelttiği beklentileri gözden geçirmesi bu sürecin önemli bir parçasıdır.
Eğer bu yorgunluk hali uzun süredir devam ediyorsa ve günlük işlevselliği etkilemeye başlamışsa, bunu tek başına taşımak zorunda değildir. Bu sürecin bir başkasıyla birlikte ele alınması, hem yükün anlaşılmasını hem de daha sürdürülebilir bir denge kurulmasını kolaylaştırabilir.
Sonuç olarak, hiçbir şey yapmamışken hissedilen yorgunluk çoğu zaman boşluk değil, birikmişliktir. Ve çoğu zaman bu birikmişlik, görülmeye ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar.
Yazan
Klinik Psikolog Elif Gamze Ünlü
Bütüncül dinamik ve bilişsel davranışçı yaklaşımlarla; ergen, yetişkin ve çiftlerle çalışıyorum. Bu konuda kendi sürecinizi konuşmak isterseniz birlikte değerlendirebiliriz.
