İLİŞKİLER
Eş Seçimi Gerçekten Bir Tesadüf Mü? Çocukluk Deneyimlerimizin Romantik İlişkilerdeki İzleri
9 Haziran 2026

Hayatımız boyunca birçok insanla karşılaşırız. Kimi zaman bazı kişiler ilgimizi çekmezken, bazılarına karşı güçlü bir çekim hissederiz. Çoğu insan bu çekimi aşk, uyum ya da tesadüf olarak açıklamaya çalışır. Ancak romantik ilişkilerde yaptığımız seçimler çoğu zaman yalnızca bugünkü tercihlerimizin sonucu değildir. Geçmiş deneyimlerimiz, çocuklukta kurduğumuz ilişkiler ve ilişkilere dair geliştirdiğimiz beklentiler de partner seçimlerimiz üzerinde etkili olabilir.
İnsan dünyaya geldiğinde ilişkiler hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildir. Sevmenin, sevilmenin, güvenmenin ve yakınlık kurmanın ne anlama geldiğini ilk olarak bakım verenleriyle kurduğu ilişkiler aracılığıyla öğrenir. Bu ilk deneyimler zamanla kişinin kendisine, diğer insanlara ve ilişkilere dair bakış açısının şekillenmesinde önemli rol oynar. Çocukluk yıllarında yaşanan deneyimler geride kalmış gibi görünse de, etkileri çoğu zaman yetişkinlikte kurulan romantik ilişkilerde kendini göstermeye devam eder.
Birçok kişi ilişki seçimlerini mantıklı nedenlerle açıkladığını düşünür. Ortak ilgi alanları, fiziksel çekim, eğitim düzeyi, yaşam tarzı ya da gelecek planları bu nedenlerden bazılarıdır. Elbette bunların hepsi önemlidir. Ancak bazen bizi birine çeken şey, onun sahip olduğu özelliklerden çok, onun yanında hissettiğimiz duygular olabilir. Çünkü insan zihni kendisine tanıdık gelen deneyimlere yönelme eğilimindedir.
Çocukluk döneminde anne, baba ya da bakım veren kişilerle kurulan ilişkiler, kişinin ilişkilere dair ilk deneyimlerini oluşturur. Bir çocuk sevginin nasıl ifade edildiğini, ihtiyaçlarının nasıl karşılandığını, hata yaptığında nasıl karşılandığını ve ne kadar değerli olduğunu bu ilişkiler aracılığıyla öğrenir. Zamanla bu deneyimler kişinin ilişkilere dair beklentilerinin temelini oluşturur.
Örneğin çocukluk yıllarında duygularına yeterince alan tanınmayan bir birey, yetişkinlikte duygusal olarak mesafeli kişilere ilgi duyabilir. Sürekli eleştirilen bir çocuk, ilerleyen yıllarda kendisini yeterince takdir etmeyen partnerlerle ilişki kurabilir. Çocukken sevgiyi kazanmak için çaba göstermek zorunda kalan biri ise yetişkinlikte de sevgi için mücadele etmesi gerektiğine inanabilir. Bu durum bilinçli bir tercih değildir. Çoğu zaman kişi bunun farkında bile olmaz.
Bazen insanlar kendilerini benzer ilişki döngülerinin içinde bulurlar. İlişki sona erer, zaman geçer ve yeni başlayan ilişki önceki ilişkiye şaşırtıcı derecede benzemeye başlar. Partner değişse de yaşanan duygular, çatışmalar ve hayal kırıklıkları tekrar eder. Bu durum birçok kişide "Neden hep aynı insanları buluyorum?" sorusunu ortaya çıkarır.
Aslında mesele her zaman aynı insanları bulmak değildir. Bazen mesele, bize tanıdık gelen ilişki dinamiklerine yönelmektir. İnsan zihni yalnızca mutlu olduğu şeylere değil, alışık olduğu şeylere de çekilebilir. Bu nedenle geçmişte yaşanan bazı ilişki deneyimleri, farkında olmadan bugünkü seçimlerimizi etkileyebilir.
Toplumda sıkça duyulan "Kadınlar babalarına benzeyen erkekleri, erkekler annelerine benzeyen kadınları seçer" söylemi her ne kadar basit bir genelleme olsa da, altında önemli bir gerçeklik payı bulunmaktadır. Buradaki benzerlik çoğu zaman dış görünüşten değil, kişinin geçmişte deneyimlediği duygusal atmosferden kaynaklanır. İnsanlar bazen ebeveynlerinin kendisini değil, onlarla birlikte yaşadıkları duyguları hatırlatan kişilere çekilebilirler.
Örneğin çocuklukta koşulsuz kabul gören ve duygusal olarak desteklenen bireyler, ilişkilerde daha kolay güven geliştirebilirler. Buna karşılık sürekli onay arayarak büyüyen kişiler, yetişkinlikte de partnerlerinden yoğun şekilde onay bekleyebilirler. Değersizlik hissiyle mücadele eden bireyler ise kendilerini yeterince değerli hissetmedikleri ilişkilerin içinde kalmaya daha yatkın olabilirler.
Bu noktada önemli olan, güçlü çekim hissinin her zaman sağlıklı bir ilişki anlamına gelmediğini fark etmektir. Bazen yoğun heyecan, belirsizlik ve duygusal iniş çıkışlar aşk olarak yorumlanabilir. Oysa sağlıklı ilişkiler çoğu zaman kişinin kendisini güvende hissettiği, olduğu gibi kabul edildiği ve sürekli kendisini kanıtlamak zorunda kalmadığı ilişkilerdir.
İlişkiler yalnızca karşımızdaki kişiyi tanıdığımız alanlar değildir. Aynı zamanda kendimizi tanıdığımız alanlardır. Bir ilişkinin içinde hangi durumlarda kırıldığımız, hangi konularda öfkelendiğimiz, neden terk edilmekten korktuğumuz ya da neden sürekli onay aradığımız gibi soruların cevapları çoğu zaman yalnızca bugünde değil, geçmiş deneyimlerimizde de saklı olabilir.
Bu nedenle eş seçimine yalnızca "doğru kişiyi bulmak" açısından bakmak yeterli değildir. Bazen asıl önemli olan, neden belirli insanlara yöneldiğimizi anlayabilmektir. Çünkü kişi kendi ilişki örüntülerini fark etmeye başladığında seçimlerini de daha bilinçli şekilde yapabilir. Geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkiler üzerindeki etkisini anlamak, tekrar eden döngüleri değiştirebilmenin ve daha sağlıklı ilişkiler kurabilmenin önemli adımlarından biridir.
Belki de bu yüzden kendimize zaman zaman şu soruyu sormak gerekir: "Bu kişiyi gerçekten olduğu kişi için mi seçiyorum, yoksa bana tanıdık gelen duygular uyandırdığı için mi?"
Bu sorunun cevabı, yalnızca romantik ilişkilerimizi değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Çünkü bazen bir eş seçimi hikâyesi, aynı zamanda kişinin kendini tanıma hikâyesidir.
Yazan
Klinik Psikolog Elif Gamze Ünlü
Bütüncül dinamik ve bilişsel davranışçı yaklaşımlarla; ergen, yetişkin ve çiftlerle çalışıyorum. Bu konuda kendi sürecinizi konuşmak isterseniz birlikte değerlendirebiliriz.
